Çalışma ortamında yaşadığınız en büyük probleminiz : Havalandırma

Ofislerde çalışırken yaşadığınız en büyük problem ortamın havalandırması yani ısıtması ve soğutmasıdır. Bu kaçınılmaz bir durumdur. Bu nedeni konusunda sizi bilgilendirmek istiyorum.

Isıtma ve soğutma sistemlerinin kurulumundan önce bir çok evreden geçer. Öncelikle yapılacak olan binanın Türkiye’nin hangi bölgesine kurulacağı önemli. Marmara Bölgesi ile Akdeniz Bölgesi arasında tahmin edersiniz ki bir iklim farkı vardır. Ardından o bölgenin hangi şehrine yerleşim yapılacağına geçilir. Bölgesel farklar yanında bölge sınırları içinde bulunan şehirler arasında da iklim farklılığı vardır. Tabii bu kısım size anlattığımda biraz daha farklı yapılıyor. Bildiğiniz gibi Türkiye coğrafi olarak bölgelere ayrılmış durumda. Aynı mantık çerçevesinde düşünürseniz, Türkiye’nin bir ısı bölgeleri haritası mevcut.

Pecado's Web

Tesisin arazisini belirlediniz diyelim. Bu mekanın deniz seviyesinden yüksekliği, yaz ve kış için rüzgar durumu önemlidir. Ardından mevsim şartları öğrenilir; kış mevsim şartları ayrı yaz mevsim şartları ayrı. Yaz şartlarının parametresi daha fazladır; kuru termometre sıcaklığı, yaş termometre sıcaklığı, günlük sıcaklık farkı, nem oranı, nem miktarı gibi.

Bu bilgiler toplandıktan sonra tüm dünyanın kullandığı standartlar çerçevesinde havalandırma ve iklimlendirme sistemleri mühendisler tarafından tasarlanır. Bu tasarımlarda mutlaka bir tolerans değeri vardır.

Tesis kuruldu bitti. Bir mekanik rapor aldığınızda elinize, binanızla ilgili tüm tesisatın ne yeteği olduğunu görebileceksiniz. Çok detaya girmeden özetle söylemek gerekirse;

Binanızın her katı ayrı ayrı olarak bir tablo halinde sunulur; mahale hangi sistem besleme yapmakta (klima santrali mi, split klima mı, hassas kontrollü klima mı, fancoil mi vs.), havalandırma şekli (taze hava ve egzost vs), nem algılaması mevcudiyeti gibi. Hatta bulunduğunuz mahalde havalandırma ve iklimlendirme sisteminin kaç kişiye göre tasarlandığı bile yazar. Yani bulunduğunuz ortam 10 kişinin yaşaması idealine göre tasarlandıysa burada uzun süreli olarak daha önce bahsettiğim tolerans değerlerini aşarak sürekli çalışan olarak 20 kişi oturtursanız şikayetler oluşması normaldir. Hele ofiste çalışırken kullandığınız bilgisayar, fotokopi makinası, printer vs gibi cihazların yoğunluğu da varsa içerde çalışmak işkence olacaktır. Ortam oksijeni düştüğünde yaptığınız işten hiçbir hayır gelmeyeceğini düşünüyorum.

Aslında size farklı bir konudan bahsetmek istiyorum. Sizden!

Evet, hiç yanlış anlamadınız tam anlamıyla sizden bahsediyorum.

Siz çalışırken hissettiğiniz sıcaklık, ortam sıcaklığından farklıdır. Bundan dolayı bu sıcaklığı “Hissedilen Sıcaklık” denir.

Bu hissedilen sıcaklık denen değer, o kadar umarsızdır ki sizi deli eder. Gelin bu konuya geçelim.

Hissedilen Sıcaklık

Hissedilen sıcaklık, termometrenin ölçtüğü aktüel fiziksel hava sıcaklığından farklı olarak, insan vücudunun hissettiği, algıladığı sıcaklıktır. Bu sıcaklık, iklimsel çevre, giysilerin ısı direnci, vücut yapısı ve kişisel durumdan olduğu kadar, termometre sıcaklığı, nispi nem, rüzgâr ve radyasyon gibi dört meteorolojik faktörden etkilendiği için sübjektif bir kavramdır. Dolayısı ile sıcaklığı algılama ve hissetme kişiden kişiye değişiklik gösterir. Ben bu noktaya şunu da eklemekte yara var diye düşünüyorum : Kadın ve erkek arasında da hissedilen sıcaklık farkı vardır. Yani bu konuda cinsiyet bile önemli. Hiç şaşırmayın!

İlk üç meteorolojik faktör insanın hissettiği sıcaklıkta önemlidir ama radyasyon biraz daha farklıdır. Çünkü 20°C oda sıcaklığında oturan bir insan dışarısı da 20 °C ise üşüdüğünü hissetmez ama eğer dışarısı 20°C’den daha soğuksa o zaman radyasyon kaybı nedeniyle kendisini üşüyor hisseder. Bu konudaki en akılcı yaklaşım, insan vücudunun gerçekte hissettiği sıcaklığın ölçüsü olarak ıslak hazne hava sıcaklık değerinin alınmasıdır.

Sıcak havalarda hava sıcaklığını daha da sıcak hissetmemizde yaptığımız etkinliklerin seviyesi, giysilerin ısı direnci, ortalama radyant sıcaklık, bağıl hava hızı ve çevre ile havanın su buhar basıncı etkilidir.  Özellikle kış aylarında hava sıcaklığının sıfırın altına düştüğü durumlarda kuvvetli rüzgâr ile birlikte hissedilen sıcaklık, ölçülen sıcaklıktan daha düşük olmaktadır. Bu durum hava sıcaklığının olduğundan daha soğuk hissedilmesine yol açmaktadır. Bu sıcaklığa “üşütme sıcaklığı” da denmektedir.  Herkesin sıcaklığı farklı hissediyor olması bu kavramın bilimsel olarak ele alınmasına ve kullanılmasına engel değildir. Bu bilgi insan sağlığı açısından önemlidir. Bu nedenle diğer tüm bilimsel çalışmalarda olduğu gibi bu çalışmada da  kıstaslar uç değerlere göre değil ortalama değerlere göre belirlenmiştir. Konuya bu açıdan bakıldığında insan fizyolojisi yanında psikolojik etkenler nedeni ile kişiden kişiye değişen farklı hissetmeleri bilimsel olarak karşılayacak ortalama değerlerin kullanılmasında toplumsal fayda olduğu kuşkusuzdur.

Aşağıda verilen hissedilen sıcaklık değerleri aşağıdaki hususlar göz önünde bulundurularak kullanılmalıdır:

  • Hissedilen sıcaklık, vücudun dış ortam sıcaklığı ile kendi sıcaklığı arasındaki farkı gidermek için girişeceği çabanın bir nevi ölçüsü olduğundan herkes tarafından farklı hissedileceği unutulmamalıdır.
  • Yaygın olarak kullanılan “gölgede sıcaklık” tanımı, dış ortam şartlarından (direkt güneş ışığı, rüzgâr, yağış vb.) arındırılmış bir ortamda ölçülen sıcaklık değeridir. Meteorolojik amaçlı sıcaklık ölçümleri bu şekilde yapılmaktadır.
  • Hissedilen sıcaklık değeri hesaplanırken hem nem değerinin hem de sıcaklık değerinin kullanılması gerekmektedir. Bu iki değerden birisi bulunmadığında hissedilen sıcaklık hesaplanamaz (Değer yok).
  • Sıcaklığın 27 derece veya nemin %40’ın altında olduğu durumlarda hissedilen sıcaklık değeri hesaplanmaz (Değerler limit dışı).
  • Beş günlük tahminlerde verilen sıcaklık değerleri gün içinde beklenen en yüksek ve en düşük sıcaklıklardır. Hissedilen sıcaklığın bu değerlere göre hesaplandığı ve gün içinde karşılaşılacak olası en yüksek değer olduğu unutulmamalıdır.

Nem Etkisi

Pecado's Web

Eğer yukarıdaki tablodan bir şey anlamadım derseniz, yazısını çok beğendiğim Havanın Delisi’nin dilinden okuyarak anlayabilirsiniz. Sizi ilgilendiren bölümü aşağıda ama detaylı okumak isterseniz kaynak: Hava Delisi

Hava Delisi: Hissedilen Sıcaklık

Şimdi efendim, hissedilen sıcaklık (heat index ya da humidex) ne demek? Aslına bakarsanız, hiçbir şey demek değil. Fizikte sıcaklık sıcaklıktır, biz zavallı ölümlülerin hislerinin filan bunun üzerinde hiçbir etkisi olamaz. Fakat mesele şu: Vücudunuzdan dışarı doğru gerçekleşen ısı kaybı, havanın sıcaklıktan başka özelliklerinden de (mesela, ve en önemlisi, nem oranı) etkilenmektedir. Daha ayrıntılı izah edelim.

Hava sıcaklığının vücut sıcaklığımızdan düşük olduğu durumlarda, ısı enerjisi her zaman sıcaktan soğuğa doğru akacağı için, bedenimiz doğrudan ısı kaybeder, bu sanırım açık. Bir de malumunuz, terliyoruz, ve bu ter tenimizde bir süre ikamet ettikten sonra buharlaşıyor. Buharlaşan su, buharlaşmak için gereken ısıyı onu çevreleyen maddelerden alacağı için, bu yolla ısı da kaybediyoruz. Bu iki yolla fazla ısı enerjimizden kurtulamazsak… Maazallah… Allah gecinden versin.

Neyse. Terinizin sizden ısı kopararak buharlaşıp havaya karışabilmesi ve bu yolla size ferahlık verebilmesi için havadaki nem oranının de makul seviyede olması gerekiyor. Çünkü madde de, aynı enerji gibi, çok olduğu yerden az olduğu yere doğru gitmeye çalışır. Nasıl ki ısı enerjisi, hava soğukken bedeninizi çok daha kolay terkedebiliyorsa, teriniz de (yani, su) hava daha az nemliyken o kadar kolay buhar olacaktır. İşte yazın havadaki nem oranı yüksekken bunalmanızın sebebi budur. İstanbul 30 derecedir, ama nem oranı yüzde 70′e çıkarsa o lanet olası ter bir türlü buhar olamaz. Buharlaşmadığı için sizden ısı da alamaz. Ananızı ağlatır. Bu esnada Diyarbakır 40 derecedir, fakat nem yüzde 8′dir. Gölgeye geçtiniz mi pek sorun kalmaz. Teriniz hemen buharlaşır, bünyenize ferahlık verir. “Hava nemli, çok terliyorum” lafı bu bakımdan palavradır. Aslında aynı sıcaklıkta nem oranından bağımsız olarak aynı miktarda terlersiniz, ama hava nemliyse teriniz buharlaşamaz, teninize yapışır kalır. Yapış yapış, tam da budur.

Hissedilen sıcaklık, insan vücudunun hava sıcak ve nemliyken ne kadar ısı kaybedebileceği konusunda bir fikir veren, uydurma bir terimdir. Ölçülmez, sadece hesaplanır. Öte yandan, işe yarar. Hissedilen sıcaklık değerine bakarsanız, hem sıcaklığı hem de nem oranını kontrol etmenize gerek kalmaz. Hissedilen sıcaklık yüksekse, hava sıcaklığı çok yüksek olmasa da ısı kaybetmenizin zor olduğu anlamı çıkar.

Rüzgarın Etkisi

Bu tabloda da rüzgarın, sıcaklığı nasıl hissettirdiğini görebilirsiniz.

Pecado's Web
Share

Pecado

Hobi olarak yarattığım bu site ile öğrendiklerimi siz değerli okuyuculara sunmaktan mutluluk duyuyorum. Bu sitede referanslarım yanında web tasarım, web yazılım ağırlıklı olarak yazılar paylaşacağım. Web yazılım olarak Wordpress ağırlıklı olarak, desktop ve mobil çözümler yaratabilmek için sürekli kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Umarım paylaşımlar karşılıklı olur.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: